Vakıf Üniversitelerinde Kontenjan Açıkları

Türkiye’de yükseköğretim sistemi her yıl milyonlarca gencin hayatında belirleyici bir rol oynuyor. Üniversite sınavları sonrası tercih döneminde adayların önünde devlet ve vakıf üniversiteleri olmak üzere iki ana seçenek bulunuyor. Son yıllarda devlet üniversitelerinde kontenjanların doluluk oranı oldukça yüksek seyrederken, vakıf üniversitelerinde dikkat çekici bir sorun öne çıkıyor: kontenjan açıkları.
Özellikle 2025 ve 2026 eğitim-öğretim yıllarında yapılan yerleştirme sonuçları, birçok vakıf üniversitesinin ilan ettiği kontenjanların önemli kısmının boş kaldığını gösterdi. Bu tablo hem yükseköğretim politikaları hem de ailelerin ekonomik koşulları açısından önemli soruları beraberinde getiriyor.

Vakıf Üniversitelerinde Kontenjan Sorunu

Türkiye’de 70’in üzerinde vakıf üniversitesi faaliyet gösteriyor. Bu kurumların çoğu, özellikle büyükşehirlerde yoğunlaşmış durumda. Öğrencilere modern kampüs imkânları, geniş burs seçenekleri ve uluslararası programlarla cazip fırsatlar sunuluyor. Ancak cazip görünmesine rağmen son yıllarda kontenjanların dolmaması, sistemdeki yapısal sorunlara işaret ediyor.
Örneğin, bazı vakıf üniversitelerinde mühendislik, işletme veya sosyal bilimler bölümlerinde açılan kontenjanların yarısından fazlası boş kalabiliyor. Bunun bir nedeni, aynı alanlarda devlet üniversitelerinin daha düşük maliyetle eğitim sunması. Bir diğer neden ise, öğrencilerin mezuniyet sonrası iş bulma kaygıları. Özellikle bazı bölümlerde iş piyasasında arz fazlalığı oluşması, gençleri tercihlerini daha temkinli yapmaya yöneltiyor.

Ekonomik Faktörler Belirleyici

Kontenjan açıklarının en önemli sebeplerinden biri hiç şüphesiz ekonomik koşullar. Vakıf üniversitelerinde öğrenim ücretleri, programdan programa değişmekle birlikte yıllık 1.000.000 TL’yi aşabiliyor. Bu rakam, orta gelirli aileler için ciddi bir yük anlamına geliyor.
Her ne kadar burs imkanları bulunsa da tam burslu kontenjanların sınırlı olması nedeniyle birçok öğrenci maliyet engelini aşamıyor. Kısmi burslu ya da indirimli programlarda bile kalan ücretler, asgari ücret düzeyinde gelir elde eden aileler için ulaşılması güç seviyelerde. Dolayısıyla öğrenciler, devlet üniversitelerinin sunduğu ücretsiz ya da çok daha düşük maliyetli seçeneklere yöneliyor.
Ayrıca barınma, ulaşım ve yaşam giderlerinin hızla yükselmesi de vakıf üniversitelerinin cazibesini azaltıyor. Büyükşehirlerde kira bedellerinin astronomik boyutlara ulaşması, üniversite ücretine ek bir yük oluşturuyor. Bu durum, aileleri “çocuğum devlet üniversitesinde okusun, maddi külfet azalır” düşüncesine yönlendiriyor.

Bölüm Tercihleri ve İş Piyasası Kaygıları

Bir diğer önemli neden, iş gücü piyasasıyla üniversite tercihleri arasındaki uyumsuzluk. Öğrenciler, mezuniyet sonrası iş bulma ihtimalini göz önünde bulundurarak daha temkinli seçimler yapıyor. Örneğin, hukuk fakültelerindeki kontenjanlar büyük ölçüde dolarken, bazı sosyal bilimler bölümlerinde ciddi açıklar kalabiliyor.
Özellikle mühendislik ve temel bilimler alanında vakıf üniversitelerinin tercih edilme oranı düşüyor. Bunun sebebi, devlet üniversitelerinin bu alanlarda köklü birikime sahip olması ve işverenler nezdinde daha fazla prestij taşıması. Öğrenciler, iş piyasasında daha fazla kabul göreceğini düşündükleri devlet üniversitelerini tercih ediyor.

Üniversiteler İçin Sonuçlar

Kontenjan açıkları, vakıf üniversiteleri için hem ekonomik hem de kurumsal sorunlara yol açıyor. Öğrenci sayısının düşük kalması, üniversitenin gelirlerini doğrudan etkiliyor. Zira vakıf üniversiteleri bütçelerini büyük ölçüde öğrenci harçlarından karşılıyor.
Ayrıca boş kalan kontenjanlar, üniversitenin akademik itibarını da zedeliyor. Adaylar, “bu üniversite tercih edilmiyor, demek ki kalitesi sorgulanıyor” düşüncesine kapılabiliyor. Bu da gelecek yıllarda yeni öğrencilerin ilgisini azaltıyor ve sorun daha da derinleşiyor.

Çözüm Arayışları

Peki, vakıf üniversiteleri bu açığı nasıl kapatabilir? Öncelikle, burs politikalarının yeniden gözden geçirilmesi gerekiyor. Daha fazla tam burslu öğrenci kabul etmek, kurumların cazibesini artırabilir. Bunun yanında, üniversitelerin yalnızca ücret odaklı değil, kalite odaklı rekabet geliştirmesi büyük önem taşıyor.
Nitelikli akademisyenleri kadrolarına katmak, uluslararası iş birlikleri geliştirmek, güçlü staj ve kariyer programları sunmak öğrencilerin ilgisini çekebilir. Özellikle iş dünyasıyla yakın ilişki kuran, mezunlarının istihdamını kolaylaştıran üniversiteler öne çıkıyor.
Bir diğer çözüm yolu, bölgesel dağılımda dengeli planlama yapılması. Bugün vakıf üniversitelerinin çoğu İstanbul, Ankara ve İzmir’de yoğunlaşıyor. Anadolu’nun farklı şehirlerine yatırım yapılması, öğrencilere daha erişilebilir fırsatlar sunabilir.

Sonuç

Vakıf üniversitelerindeki kontenjan açıkları, sadece bu kurumların değil, Türkiye’nin yükseköğretim politikasının da sorgulanmasına neden oluyor. Artan maliyetler, ailelerin ekonomik gücü, iş piyasasındaki dengesizlikler ve bölgesel yoğunlaşma, bu sorunun temel sebepleri olarak öne çıkıyor.
Eğer vakıf üniversiteleri burs politikalarını çeşitlendirir, kaliteyi ön plana çıkarır ve öğrencilerin gelecek kaygılarını azaltacak programlar sunarsa kontenjan açıklarını azaltmaları mümkün olabilir. Aksi takdirde bu tablo, her geçen yıl daha da büyüyen bir sorun olarak Türkiye’nin eğitim gündeminde kalmaya devam edecek.

ZAFER ÖZCİVAN
Ekonomist-Yazar
Zaferozcivan59@gmail.com

Yayınlama: 30.08.2025
A+
A-
Bir Yorum Yazın

Ziyaretçi Yorumları - 0 Yorum

Henüz yorum yapılmamış.